Hayaletler Odası ve Kelebekler - 1. Bölüm
Hayaletler Odası ve Kelebekler
1
Hayatının baharını yaşaması gereken yıllarıydı. Tam 15 yaşındaydı,
odasından gerekmedikçe dışarı çıkmaz, kimseyle konuşmak istemezdi. İnsanlardan
nefret eder, yaşıtlarıyla tek bir kelime dahi konuşmazdı. Bekliyordu o, ama
sadece beklemekle kalıyordu. Ne ileri gidiyordu, ne geri. Kelebek olmayı
bekleyen küçük bir tırtıl gibiydi adeta ama kendini çevreleyen kozanın arasında
sıkışıp kalmıştı. Onun kozası, odasıydı. Yemek saati geldiğinde bile tabağını
alıp odasına çekilir, bilgisayardan en sevdiği dizisini izlemeye devam ederdi. Her
gün, dünü tekrarlıyor gibiydi. Yaşayan bir ölü, genç kız suretine giren bir
hayaletti. Yaşıtlarının birbirlerine övünerek anlattığı, bunun gurur duyulacak
bir şey olduğunu düşündükleri aşk hayatı ise hiç yoktu. Dışarı bile işi olmadıkça
çıkmayan birisinin aşk hayatının nasıl olmasını bekliyordunuz ki? Bir sevgili
veya arkadaş değil, yaşam sevinci bekliyordu o ama nerden ve nasıl geleceğini bilmiyordu.
Dersleri neredeyse berbattı, okulda tembel ve sorumsuz damgalarıyla konuşulduğu
için kimse ondan haz etmiyordu. Herkesin olduğu gibi onun da bir ailesi vardı
elbet, hiç bahsetmek istemezdi onlardan. Annesi onu on üç yaşındayken babası ve
kardeşiyle baş başa bırakmış, zaten yapayalnız olduğu şu dünyada onu öylece bırakıp
gitmişti. Her akşam yatmadan önce mektuplar yazıyordu annesine, onu ne kadar
çok özlediğini yazıyordu. Kendisinden de bahsediyordu mektuplarda, çok geniş
bir arkadaş çevresi olduğunu, derslerinin oldukça iyi olduğunu, kardeşine çok
iyi baktığını yazıyordu. Tam tersi olduğunu öğrenmemeliydi annesi, üzülürdü
yoksa. Annesini üzmek istemiyordu, hem de hiç. Onun bu mektupları hiçbir zaman
okuyamayacağı gerçeğiyle yüzleşiyordu çoğu zaman ama tek dayanağı buydu onun
için. Ona yazmak, duygularını anlatmak rahatlatıyordu. Bu mektupları
çekmecesinde biriktiriyor, kimsenin görmesini istemiyordu. Ağlamayı sevmiyordu,
içini dökmek onun en sevdiği şeydi belki de. Babasına veya kendisinden beş yaş
küçük olan kardeşine asla anlatamıyordu içinde verdiği savaşları,
yaşadıklarını. Ergenliğe girdiğinde babasına anlatamamıştı, çok korkmuştu, kendi
başının çaresine bakmaya çalıştı ama babası eninde sonunda anlamıştı, ona
elinden geldiğince yardım etmeye çalıştı ve bunun asla korkulacak bir şey
olmadığını tane tane anlattı ona. İlk başta utanmış ama babası konuştukça içi
rahatlamaya başlamıştı. Keşke diyordu; keşke büyümesem, keşke hep küçük kalsam
da içimdeki yalnızlık hissi, içimdeki acı benimle birlikte büyümese. Zaman her
şeyin ilacı derlerdi ama onun için tam tersiydi. Her geçen yıl, her geçen hafta
onu geçmişe sürüklüyordu. Kum saatleri onun için tersine akıyor, annesinin
öldüğü güne ışınlıyordu resmen. Babası bu durumunu uzunca bir zaman fark
etmemişti, daha çok kardeşiyle ilgilendiği için ona zaman ayıramıyordu. O içine
iyice kapandıkça, babası onun bu halini gözlemlemeye başlamıştı ve gitgide onun
için üzülüyor, bir yardım eli uzatmak istiyordu. Bir gün her zamanki gibi
kapalı olan odasının kapısını çaldı, gel denmesini bekledi ve üçüncü çalışında
cılız bir gel sesi yükseldi odadan. Babası kapıyı yavaşça araladı ve içeriye
geçti. Odasında bulunan köşe koltuğa oturdu ve her ne kadar bahsetmek istemese
de iki yıl önce kaybettiği karısından konuyu açtı. Uzunca bir konuşma yaptı
onunla, acısının her ne kadar büyük olduğunu bilse de kendine çeki düzen
vermesi, derslerini toparlaması gerektiğini kibar bir dille söyledi. Ağladı,
çok ağladı. Özlüyordu annesini, babasının da çok sevdiği karısını kaybetmesine
rağmen hayatına nasıl böyle devam edebiliyor diye sorguluyordu. Hayatına çeki
düzen vermeyi o da çok istiyordu ama yapamıyordu, ne zamandan beri içten bir
şekilde güldüğünü hatırlamıyordu bile. Dışlanma, yalnızlık, özlem duygularını
dibine kadar yaşıyordu ve artık dayanamadı. Babasına psikoloğa gitmek
istediğini söyledi pat diye. Babası her ne kadar şaşırsa da bir yandan da
kızının kendini düşünmesine sevindi. Annesini hiçbir zaman unutamayacağını
bilse de diğerleri gibi olma isteği hep kalbinin bir köşesindeydi. Babasıyla o
gece en yakınlarındaki psikologdan randevu aldılar ve kendini oldukça hazır
hissediyordu. Annesine olan özlemini içinden atamadığını, o günden beri
hayatını düzene sokamadığını açık bir şekilde anlatacaktı. Bir yandan da
heyecanlıydı içten içe, ilk kez babası hariç bu konuyu bir başkasına, hatta bir
yabancıya anlatacaktı. Hiç olmadığı kadar heyecanlı ve uzun süredir olmadığı
kadar mutlu bir şekilde uykuya daldı.
Yorumlar
Yorum Gönder