Hayaletler Odası ve Kelebekler 2. Bölüm

 

2

O sabah alarmının sesiyle erkenden uyandı, saat 7.30’da… Çok heyecanlıydı, içinde yoğun savaşlar veriyor ama kimse fark etmiyordu bile. Kalbindeki volkanik patlamaları dışına vurmamaya gayret gösteriyordu. İyice ayıldıktan sonra yüzünü yıkadı ve kahvaltı yapmak için mutfağa yönelmişti ki; babasının harika bir kahvaltı masası hazırladığını gördü. Anlam veremiyordu hala, nasıl bu kadar yaşam dolu olabiliyordu babası? Babasını izlerken dalıp gitmişti bir anda, onun günaydın deyişiyle kafasını toplamayı başardı ve onun aksine neredeyse mırıldanarak günaydın dedi. Onun hemen arkasından da erkek kardeşi girdi mutfağa. Birlikte kahvaltı masasına oturdular ama küçücük bir sessizlikte aklına yine kötü düşünceler geliyor, bugünkü randevusunun kötü geçeceğini düşünüyordu. Tabağını bitirmeden kalktı, babasına kuru bir eline sağlık dedikten sonra tekrardan odasına girdi ve şipşak üstünü değiştirdi. Normalde asla makyaj yapmazdı ancak o gün az da olsa biraz ruj ve rimelle küçük aynasında makyaj yaptı, aylar sonra. Babası çoktan hazırdı, kardeşi ise nereye gittiklerini bilmediği için şaşkın bir tavırla evi geziyor, babasının ağzından laf almaya çalışıyordu. O da oldukça  etkilenmişti annesinin ölümünden, tam 11 yaşındaydı. O zamanlar çok anlamasa da şimdi daha iyi anlıyor, içindeki acıyı tek dayanakları olan arkadaşlarıyla, basketbol tutkusuyla ve çok sevdiği müziklerle dindirmeye çalışıyordu. Ablasına nazaran unutmuştu bile denilebilirdi onun için, o acı günden sonra ablasının yüzünü çok az görmüştü, onun için üzülüyordu. Neden bu kadar içine kapandığını bilmiyordu. Belki de annesini ondan daha çok sevmişti, belki de hiç arkadaşı olmadığından annesini arkadaş bilmişti kendisine, en ufak bir fikri yoktu ama bildiği bir şey vardı, ablasını çok seviyordu. O kendisine her ne kadar ilgi göstermese de anlayışla karşılıyordu. O gün ise tam tersi olmuştu, ablası kapıdan çıkarken görüşürüz demiş ve gülümsemişti ona. Ablasında bir değişiklik olduğunu sezmişti ama hala anlayamamıştı. Ablası ise halinden hem memnun, hem de aşırı heyecanlıydı. Babasıyla birlikte otobüs durağında otobüs beklemekteydiler. O acı günlerinden sonra araba almayı bırakın arabanın a’sını bile ağızlarına almamışlardı, otobüse binmeyi yeğliyorlardı. Otobüs 5 dakika geç geldi, o beş dakika asırlar gibi gelmişti ona. Yaklaşık 10 dakika sonra psikiyatri merkezine varmışlardı, kalbi dayanamayacaktı artık, bir an önce girmek ve ona yardım edecek olan psikoloğu görmek istiyordu. İstediği gibi de oldu, sıra ona gelmişti. Babasıyla bir süre bakıştılar, babası ona güven dolu sözler söyledi. Çok daha iyi bir şekilde psikoloğun odasına doğru gitti ve kapıyı çaldı. İçeriden gelebilirsiniz sesini duydu, kalın bir sesti. Kapıyı yavaşça ve biraz da utanarak açtı. Odadaki büyük sandalyede oturan psikolog orta yaşlı ve iyi bakımlı görünüyordu. Gülümsüyordu adam, ne yapacağını şaşırdı, o da gülümsedi. Küçük bir tanışma faslından sonra neden burada olduğunu sordu psikolog. Nereden başlayacağını bilemedi, gözleri doldu soruyu duyar duymaz. Cevap verecekti, ağlayarak bu olayların üstesinden gelemeyeceğini öğrenmişti. Annesinin ölüm gününden bahsetmeye başladı utana sıkıla. Onu ne kadar sevdiğini, kimseye anlatmadığı mektuplarını, kendini toparlayamayışını anlattı. Psikolog sabırla dinledi, böyle birçok hastası olmuştu onun da. Annesini, babasını, kardeşini kaybetmiş ve hayatını düzene sokamayan onlarca kişi vardı. Ona bu konuda tek olmadığını söyledi. İçini ferahlatmaya çalıştı, ne anlattıysa not aldı, ona her hafta gelmesini söyledi fakat haftaya annesine yazdığı mektupları da istedi. Şaşırmıştı. Yazdığı mektupları niye okumak istiyordu ki? Göstermek, oraya getirmek istiyor muydu? İçinden gelmiyordu aslında ama ısrar etmedi, tamam dedi, getireceğim... İlk randevusu beklediğinden çok daha iyi geçmişti. Buraya gelirken karmakarışık duygular içerisindeydi. Bir tarafı heyecanlı ve mutluydu, içini ferahlatıyordu, bir tarafı ise kötü düşüncelerle aklını çelmeye çalışıyordu. Geldiğine pişman olmadı, ilk geldiğinde çok utanmıştı aslında. Kendine deli muamelesi yapılmasından korkmuştu fakat psikolog anlattıkça hafiflemişti içi. Koridordaki tekli koltukta oturan babasına doğru geldi, çok güzel geçtiğini anlattı ama mektuplardan söz etmedi. O güne kadar sadece o biliyordu, şimdi ise psikolog ve o biliyordu. Sırrını saklayacağına dair kendine söz vermişti ama iyileşmek istediği için her şeyi anlatmak durumunda kalmıştı. İkisinden başkasının bilmesini istemiyordu, gerek de duymadı anlatmaya. Babası sevindi, kızını ilk defa böylesine güzel ve canlı görüyordu. Eve dönmek için sıkış tıkış olan otobüse bindiler ama sabahkine nazaran daha mutlu ve emin bir şekilde. Kimsenin bilmediği bir sebepten, kalabalığın içinde iki gülümseme…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayaletler Odası ve Kelebekler - 1. Bölüm